
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty’nin 11 Mart 2026’da hazırladığı ve basına yeni yansıyan memoranduma göre Almanya’da özellikle 7 Ekim 2023 sonrası düzenlenen Filistin yanlısı protestolar, yoğun bir idari ve güvenlik müdahalesine maruz kaldı. O’Flaherty’nin raporu, ilk aşamada birçok şehirde gösterilerin önleyici biçimde yasaklandığını, ilerleyen süreçte ise bu yasakların yerini kapsamlı kısıtlamaların aldığını ortaya koyuyor. Bu kısıtlamalar arasında yürüyüşlerin sabit mitinglere dönüştürülmesi, protesto güzergâhlarının değiştirilmesi, belirli slogan ve sembollerin yasaklanması ve hatta bazı durumlarda dil kullanımına yönelik sınırlamalar yer alıyor.
Komiser, bu uygulamaların çoğunun “genelleştirilmiş güvenlik varsayımlarına”dayandığını ve bireysel değerlendirme ilkesinin ihlal edilebileceğini vurguluyor. Ayrıca polis müdahalelerinde orantısız güç kullanımı, gazetecilerin ve gözlemcilerin faaliyetlerinin engellenmesi gibi iddialar da raporda dikkat çeken unsurlar arasında yer alıyor.
Bu çerçevede Almanya’nın, demokratik toplumlarda temel bir hak olarak kabul edilen barışçıl toplanma özgürlüğünü koruma yükümlülüğünü hatırlatan Komiser, yasakların “son çare” olması gerektiğini özellikle vurguluyor.
İfade Özgürlüğü ve IHRA Tartışması: Eleştiri Alanı Daralıyor mu?
Raporda öne çıkan bir diğer başlık ise ifade özgürlüğüne ilişkin tartışmalar. Özellikle antisemitizmle mücadele kapsamında kullanılan Uluslararası Holokost Anma İttifakı (IHRA) tanımının Almanya’da geniş ve etkili bir yorum çerçevesine dönüştüğü belirtiliyor.
Almanya’nın Hikmet-i Hükûmeti: Müslümanlardan Şüphe Etmek
ROBERT HABECK20 Kasım 2023
Her ne kadar bu tanım hukuken bağlayıcı olmasa da, rapora göre kamu kurumlarında, eğitim alanında ve güvenlik politikalarında fiilen referans çerçevesi olarak kullanılıyor. Bu durumun ise bazı durumlarda İsrail devletine yönelik eleştirilerin veya Filistin haklarına ilişkin ifadelerin bastırılmasına yol açabileceği ifade ediliyor. Geçtiğimiz yılın mayıs ayında Sol Parti, (Die Linke) bu yöndeki eleştiriler nedeniyle, IHRA tanımı yerine “Kudüs Deklasrasyonu” kapsamında 2021’de önerilen antisemitizm tanımını kabul etme kararı almıştı.
Komiser, antisemitizmle mücadele gerekliliğini açık biçimde teyit etmekle birlikte, bu mücadelenin ifade özgürlüğünü aşırı şekilde sınırlamaması gerektiğini vurguluyor. Özellikle üniversitelerde Filistin konulu etkinliklerin iptal edilmesi, akademik tartışma alanının daralması ve oto-sansür ortamının oluşması bu bağlamda dikkat çekici gelişmeler olarak öne çıkıyor.
Ayrıca Almanya’da İsrail’in güvenliğinin “devlet aklı” (Staatsräson) olarak tanımlanmasının, bazı durumlarda bu tür kısıtlamaları meşrulaştıran bir siyasi çerçeveye dönüştüğü değerlendirmesi de raporda yer alıyor.
IHRA’nın Antisemizm Tanımına Dair ELSC’den “Susturucu Etki” Uyarısı
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin raporunda atıf yapılan çalışmaların başında, tarafından Haziran 2023’te yayımlanan kapsamlı analiz geliyor. “IHRA Antisemitizm Tanımı Yoluyla Filistin Hakları Savunusunun Bastırılması” başlıklı rapor, Avrupa’da giderek yaygınlaşan bir uygulamaya dikkat çekiyor: Hukuken bağlayıcı olmayan bir tanımın fiilen normatif bir çerçeveye dönüşmesi.
ELSC’nin Almanya, Avusturya ve Birleşik Krallık’ta 2017-2022 arasında kayda geçen 53 vakayı inceleyen çalışması, antisemitizm suçlamalarının büyük ölçüde Filistin haklarını savunan kişi ve kurumlara yöneltildiğini ortaya koyuyor. Rapora göre bu suçlamalar çoğu durumda hukuki olarak temelsiz bulunmasına rağmen, hedef alınan kişiler açısından ciddi sonuçlar doğuruyor: iş kaybı, sözleşme iptalleri, etkinlik yasakları ve itibar zedelenmesi gibi.
Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, IHRA tanımının “bağlayıcı olmamasına rağmen” kamu kurumları, üniversiteler ve çeşitli organizasyonlar tarafından adeta hukuki bir standart gibi uygulanması. Bu durumun ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yarattığı ve özellikle Filistin meselesine dair eleştirel görüşlerin kamusal alanda dile getirilmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.
Almanya’da çalışan bağımsız bir araştırmacının raporda yer verilen şu sözleri, bu etkiyi çarpıcı biçimde özetliyor: “Avrupa genelinde siyasi ve akademik düzeyde bu tanımın sorgulanmadan benimsenmesiyle birlikte, İsrail politikalarına yönelik eleştirel herhangi bir görüşü dile getirmek, işinizi, sözleşmenizi ya da kariyerinizi riske atmadan neredeyse imkânsız hâle geldi.”
Benzer şekilde bir öğrenci aktivist de IHRA tanımının gündelik hayat üzerindeki etkisini şöyle ifade ediyor: “Bu tanımın sürekli bir gözetim mekanizması gibi işlediğini hissettim. İfade özgürlüğünü savunmak için sürekli kendimi savunmak zorunda kalmak tükenmişlik yarattı.”
ELSC, bu çerçevede Avrupa kurumlarını ve ulusal hükûmetleri, antisemitizmle mücadele politikalarını sürdürürken ifade ve toplanma özgürlüğünü zedeleyen uygulamalardan kaçınmaya çağırıyor.
“Bir Mahkemenin Ceza Vermediği İfadeye, Başka Bir Mahkeme Ceza Verebiliyor”
Almanya’daki bu tartışmanın yalnızca protesto yasakları, IHRA tanımı ya da kamu politikalarıyla sınırlı olmadığına, yargı kararlarının kendisinin de meselenin önemli bir parçası hâline geldiğine dikkat çeken isimlerden biri, uluslararası hukukçu Dr. Reut Yael Paz olmuştu. Aralık 2025’te Almanya’da bu konuda görülen davalara ilişkin bir inceleme yayımlayan Paz, 7 Ekim sonrası antisemitizm iddialarındaki artışın mahkemeleri giderek daha sık şekilde tartışmalı vakalarda karar vermeye zorladığını belirtiyor. Alman yargısının tarafsızlık ilkesinin sınandığını belirten Paz’ın analizine göre mahkemeler, çoğu zaman açık bir “antisemitizm” tanımına dayanmak yerine, aynı olguyu farklı hukuk alanlarında farklı araçlarla değerlendiriyor.
Paz’ın incelediği somut davalar bu farklılaşmayı ortaya koyuyor. Örneğin bir iş hukuku davasında, Filistin yanlısı paylaşımları nedeniyle işten çıkarılan bir futbolcunun sözleşmesinin feshi, mahkeme tarafından “orantısız” bulunarak geçersiz sayılabiliyor. Buna karşılık başka bir davada, İsrail’in varlığını tanımayan bir başvuru sahibinin vatandaşlık talebi, Almanya’nın “özel tarihsel sorumluluğu” gerekçesiyle reddedilebiliyor. Yine bir polis memurunun özel mesajlarında açık antisemitik ifadeler kullanması, mahkeme tarafından tespit edilmesine rağmen, bu durum anayasal sadakat ihlali sayılmayabiliyor. Paz, bu örneklerin, antisemitizmle ilgili yargı kararlarının tek bir ölçüte göre değil; davanın görüldüğü hukuk alanına, davalı ve davacı kişilerin statüsüne ve bağlama göre değişebildiğini gösterdiğini belirtiyor.
Rapor Antisemitizm ve Müslüman Karşıtlığının Eş Zamanlı Arttığına Dikkat Çekiyor
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin raporunda yalnızca özgürlükler değil, aynı zamanda ayrımcılık ve nefret suçları da geniş yer tutuyor. Komiser, Almanya’da antisemitizmin arttığını ve bunun ciddi bir güvenlik ve toplumsal sorun oluşturduğunu açıkça ifade ediyor. Yahudi topluluklara yönelik tehditler, saldırılar ve korku ortamı, devletin bu alandaki sorumluluğunu daha da önemli hale getiriyor.
Verilere Göre Antisemitizm Almanya’ya “Dışarıdan Gelen” Bir Olgu Değil
İTHAL ANTİSEMİTİZM27 Kasım 2025
Ancak rapor, aynı zamanda Müslüman karşıtı ırkçılığın da belirgin şekilde arttığına dikkat çekiyor. Buna rağmen bu olgunun hâlâ yeterince tanımlanmadığı, sistematik biçimde kayıt altına alınmadığı ve kamu politikalarında yeterince karşılık bulmadığı belirtiliyor.
Komiser ayrıca Almanya’da giderek yaygınlaşan “ithal antisemitizm” söylemini de eleştiriyor. Bu söylemin antisemitizmi ağırlıklı olarak Müslümanlara ve göçmenlere atfederek hem ayrımcılığı derinleştirdiği hem de sağ aşırı kaynaklı antisemitizmin göz ardı edilmesine yol açtığı ifade ediliyor. Bu bağlamda rapor, antisemitizmle mücadele ile İslam karşıtı ırkçılıkla mücadele arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor.
Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) tarafından Kasım 2025’te yayımlanan bir araştırmanın bulguları, antisemitizmin kaynağını göçte arayan politik anlatıların gerçek tabloyu yansıtmadığını ve antisemitizmin Almanya’da tek bir kaynağa indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir olgu olduğunu; toplumsal hafıza, siyasal yönelim, sosyalleşme biçimleri ve göç deneyiminin iç içe geçtiği bir çerçevede oluştuğunu ortaya koymuştu. (P)